Yazılar

İran’da Yaşama Dair

İran’a karayolu ile Van’dan başlayan bir yolculuk yaptım. Sabahları köylerde fotoğraf avında olduğumdan kente ancak akşamları dönebildim. Bu nedenle gezilip görülecek mekanları tanıtmak yerine yaşama dair izlenimleri aşağıda kısaca özetlemeye çalıştım. Yaklaşık bir haftalık yolculukta ülkenin tüm özelliklerini görmek, onları anlamak mümkün olmadığından bir çok konu başlığı eksik kaldı. Yine de yazdıklarım, belki bir gün oralara gitmek isteyenler için yararlı olabilir.

Van’a varmak üzereyim. Uçaktan gördüğüm kadarı ile tepelere kar yağmış bile. Fakat yollarda bir sorun gözükmüyor. Sınıra varmak üzere hemen araca binmek gerekiyor. Kullanacağım sınır kapısı (Kapıköy) saat 15:00’te kapanıyor keza. Acele etmek lazım.

1-1,5 saatlik bir karayolu yolculuğu ile Kapıköy sınırına ulaşılabiliyor. Türk tarafından yurt dışı çıkış pulu alınıp İran tarafına geçiliyor. Pasaport işlemleri bir kaç dakika sürmüyor bile, kendinizi 5 dakika içinde İran’da buluyorsunuz. Sınırın Türk tarafındaki Kapı Köyü ve İran tarafındaki Razi Köyü sınır kapılarına isimlerini vermişler. İki köyün sakinleri akraba zaten. Atatürk zamanında İran tarafındaki bu genişçe bölge bize aitmiş. Şahla bir anlaşma yapılıp bu topraklar İran’a verilmiş, karşılığında bugünkü Azarbeycan sınırını oluşturan toprakları almışız.

Yeni bir araca binip Urmiye’ye doğru yola çıkıyorum. İran’da 32 tane eyalet var. Şu anda Batı Azerbaycan Eyaleti’nde bulunuyorum. Eyaletin başkenti Urmiye. 2 saatlik bir karayolu yolculuğu beni bekliyor. Yoldayken Ghotour Köprüsü’nün altından geçiliyor. İran-Irak Savaşı’nda (İranlılar bu savaşa İran-Arap savaşı diyorlar) Saddam bu köprüyü yıkmak için çok uğraşmış. Çünkü İran, Alman bir kadın mimarın yaptığı bu köprü ile yardım alabiliyormuş diğer ülkelerden. Köprünün ülke için anlamı büyük bu nedenle.

Urmiye’ye ulaşmak akşamı buluyor. Otel resepsiyonu sağolsun bana balayı odasını verdi. Yatak başındaki tertibat ışıklandırma. İran’da romantizm anlayışı böyle oluyor demek. Onun dışında oda bildiğin otel odası. İnsan bir jakuzi falan koyar. Ciddi hayal kırıklığına uğradım 🙂 Otel ücretlerinin Türkiye’den aşağı kalır yanı olmadığını da ekleyeyim. Özellikle İsfahan ve Şiraz’da konaklama bedeli bir hayli yüksekmiş.

Kısa bir soluklanma sonrası doğruca yemeğe. Daha önce Hakkari Yüksekova’da bir İranlı kadının işlettiği otelde kalmış, yediğim yemekleri unutamamıştım. O yüzden fotoğraf çekmek dışında İran yemeklerini denemek niyeti ile buralara geldim. Bence İran’da bir kaç tür gurme turu yapılabilir. Yemekler bizdeki kadar çok çeşitli olmasa da inanılmaz lezzetli. Özellikle etler harika, bol porsiyonlu ve çok ucuz. Bir kaç çeşit yemek yiyip, içecekler dahil 15-20tl para ödeyip çıkıyorsunuz. Resimdeki yemeğin adı Cüce Sultani. Tavuk eti üstüne sürülen bir çeşit kıymanın ızgarası ile yapılıyor. Süt çorbasını da deneyin derim.

Açıkcası İran’da yediğim her şeyden gerçek tadlarını alabildim. Mesela Türkiye’de yıllardır yediğim domateslerden domates tadı alamıyorum ben. O kadar GDO yiyince böyle oluyor herhal. İran’da damağım bayram etti. Bu abimiz babasından devraldığı işi devam ettiriyor: Ciğer-bağırsak yapıyor. Kapalı çarşı içinde nasıl bulursunuz bilmiyorum ama çabalayın. Değecek. Fiyatları İran ortalamasının üstünde. Dükkan içinde aynaların üstünde de bu yazıyor; “ilk önce fiyatı bil sonra ye” gibisinden.

Hazır Urmiye’de iken her yıl biraz daha kurumakta olan gölün fotoğraflarını çekelim diyenler artık geç kaldılar. Göl fotoğraflanabilir ama karaya oturmuş tüm gemi ve botlar kaldırılmış. Urmiye Gölü’ne su taşıyan nehirler üzerine yapılan 14 tane baraj gölü bu halin nedeni. Kuruyan göldeki tuz, rüzgar yardımıyla çevre tarlaları kurutmuş. Etkinin giderek yayılması bekleniyor. Hatta Van bile bundan nasiplenecekmiş (fotoğraf Tolga Subaşı tarafından çekilmiştir).

İnternet altyapısı devlet tarafından yönetiliyor. Facebook, YouTube, Twitter kapalı. İlginçtir hükümettekiler yasağa rağmen Twitter’a “entry” girip, bunu paylaşmakta sakınca görmüyormuş. Neredeyse hiçbir haber sitesine giriş sağlanamıyor. Yasak siteye giriş yapmaya kalkıştığınızda yukarıdaki gibi bir ekranla karşılaşıyorsunuz. Tanrı “VPN”i korusun! HotspotVPN işe yaradı. Uydu kullanmak yasak, ama herkeste var. Evlerdeki çanakları görebiliyorsunuz dikkatli bakınca. Hükümet bir şey yapmıyormuş kullananlara.

Bir çok cami var etrafta. Gerçi cami yerine mescid diyorlar buradakiler. Mescidlerin mimarisi genelde yukarıdaki gibi. Ezan okunduğunda duyulabiliyor ama ses bir hayli kısık. Hasta olabileceği, uyuyan bir bebek bulunabileceği için bu konuda oldukça hassaslar. Yüksek sesli ezana izin yok.

Bunlara mühür deniliyor. Şiiler namaz sırasında secdeye yatıldığında alnı mühre değdiriyorlar. Mescidlerde duvarda böyle yerler var. Mührü kullanıyor, namaz sonrası geri bırakıyorsun. Mühürler topraktan yapılıyor. Peygamberimizin halı veya kilim yerine, kum veya toprak üzerine secdeye yattığına inanmaktalar. Şiilerde bizden (sunni) farklı olarak günde 3 kez ezan okunuyor. Namaz sırasında eller kavuşturulmuyor, serbest bırakılıyor. İlk bakışta gördüğüm farklar bunlar. Başkaları da illaki vardır benim bilmediğim.

Yukarıda köy meydanındaki duyuru panosuna asılmış bir ölüm ilanı görmektesiniz. Burada ölüm sonrası sela verilmiyor. Bu tür ilanlarla bildirim yapılıyor. İlan genelde acıklı bir mani ile başlayıp, ölenin birinci ve ikinci derece yakınlarının (ölen yerine bu kişileri tanıyanlar gelsin diye) adlarının yazılması ile devam edip, 3ünün 40ının ve yıl dönümünün nerede/ne zaman yapılacağı bilgisi ile son buluyor. Sol taraftaki bir kadının ölüm ilanı. Dikkat ederseniz resmi yok. Kadınlarda resim konulmuyor. Ya bu türde bir siluet ya da bir gül şekline yer veriliyor.

İran’ın resmi para birimi “Rial” fakat halk arasında bir sıfır atılmış hali olan “Tümen” ismi kullanılmakta. Son bir yılda yaklaşık %400 değer kaybetmiş para birimleri. 6 ay önce 1tl 11bin Rial iken şimdilerde 21bin Rial. Hal böyle olunca bizim için bir hayli hesaplı bir ülke. Asgari ücret 700tl dolaylarında. 800tl bu şekilde 4 tomar para ediyor, milyoner oluyorsunuz.

İran’da kesinlikle kredi kartı kullanmayın. Bloke ettirirsiniz çünkü. İlk iki adım sorunsuz geçildikten sonra son aşamada banka, kartı kullanıma kapatıyor. Yeterli para ile buraya gelmek en doğrusu. Riyal > TL çevrimi konusunda sıkıntı yaşanmadığını da ekleyeyim. Kapalı çarşıda şöyle bir sistem de yapılıyor. Bir halı beğendiniz diyelim fiyatı 5.000tl, yanınızda o kadar para yok. Dükkan sahibi Türkiye’deki halıcı arkadaşını arıyor, sizi onla konuşturuyor. Türk halıcının banka hesabına internet üzerinden transfer yapıyorsunuz. Türk halıcı İranlı halıcıya “para hesabımda” dedikten sonra halıyı alıyorsunuz. Sonra onlar kendi aralarında bir şekilde anlaşıyor.

Tanıştırayım, bu Reza (Rıza). Şuan Ardahan’da çift anadal yapıyor. Japonya’ya yüksek lisans için gitmeye çalışıyor. Sizden benden daha iyi Türkçe konuşuyor (herkesle anlaşabiliyorsunuz bu arada, çoğu kişi dizilerimiz yüzünden yeter derecede Türkçe biliyor). Karşılaştığım genç nüfus aşırı eğitimli. Ya yüksek lisans ya doktora yapmışlar. Hepsi pırlanta gibi gençler.

Trafikteki araçlar hep tedavülden kalkmış modeller. Fakat burada Türkiye’den farklı olarak artık üretilmeyen modeller sıfır alınabiliyor. Örneğin 2011 kasa Peugeot 306’yı hala bayiden sıfır olarak alabilmektesiniz. Fiyati 30bin tl dolaylarında. Bir de milli araçları var: İran Hodro (İran arabası diye çevrilebilir). Fiyatı 15bin tl aşağı yukarı. Nadir de olsa serbest bölge plakalı lüks araçlar görülebilmekte. Yakıt tahmin edilebileceği üzere çok ucuz; benzinin litresi 40kuruş, dizel 15kuruş.

Trafik sakin sayılabilir. Zaman zaman kent merkezlerinde yoğunluk yaşanıyor. Ama abartılacak düzeyde değil. Karşıdan karşıya geçerken, yaya ve araçtan hangisi önce davranıyorsa yolu o kapıyor. Biraz temkinli olmak lazım.

Hafta sonu Perşembe ve Cuma. İşyerleri 07:30 ile 14:30 arası açık. Öğle tatili yok ama. Gerçi özellikle devlet dairesinde çalışanlar namaz molaları adı altında çokca izin alıp bu süreyi daha da azaltıyormuş. Yollarda ve binalarda yukarıdaki gibi portreler görülüyor bolca. İran-Irak savaşında ölen İranlı askerlerin resimleri bunlar.

İran’da her yer duvar. Hal böyle olunca üzerine bir şeyler yazmak gerekiyor. Genelde renkli olan Arapça yazılar reklam, büyük fontlu siyah olanları ise Kuran’dan ayetler. Bu resimde olduğu gibi muhalif yazılar da var; üzeri siyahla kapatılıp “Amerika’ya ölüm” yazılıyor görüldükten hemen sonra.

Gece hayatına bir bakalım. İşin bir görünen bir de görünmeyen yüzü var. Görünen yüzde saat 22’ye kadar açık kafelerde, pastanelerde, nargile dükkanlarında genelde gençler vakit geçirmekte, parklardaki çay bahçelerinde, restoranlarda ise daha çok aileler takılıyor. Görünmeyen yüzde ise kepenki saat 22’de kapanan nargile dükkanlarında müşteriler gece 1-2’ye kadar kalıyorlar, içeride el altından alkol satışı yapılıyor. Daha da ilginci evlerde gizli partiler düzenleniyor. Bir kaç video gösterdiler, ağzım açık kaldı. Bir kaç İranlı “siz İstanbul’da böyle parti yapmıyorsunuz” demişti. Haklılarmış (fotoğraf Yeliz Sümer tarafından çekilmiştir).

Alkol yasak (!). Bu gördükleriniz alkolsüz versiyonlar. Şeftalili bira bile var. Yasaklar delinmek için yapılmazlar mı? İlk gün gece nargile kafede kırmızı şarap içtim. Ev yapımıydı ve gayet güzeldi. Beyaz şarap dedikleri bir şey getirdiler sonra. Boğma rakı viski karışımı acayip sert bir içki çıktı. İçemedim doğal olarak. Yakalansak ne olurdu bilmiyorum ama İran’da bu tür illegal bir şey yapmak keyifli geldi. Tavsiye ederim. Yakalanırsanız karışmam ama.

Askerlik zorunlu. Yapmadan ne evlenebiliyorsun, ne ev, ne de araba sahibi olabiliyorsun. Toplamda 24 ay sürüyor, üniversite okuduysan 20 ay. Sivil hayatında devrim muhafızlarına yardım ettiysen her 1 sene için 15 günlük askerlik hizmeti indirimi alıyorsun (fotoğraf internetten alınmıştır).

Gelelim İran’da “kadın olmak” mevzusuna. Derin konu. Biliyorsunuzdur, İran’da başı açık dolaşmak yasak. İlk günler Urmiye’deki gözlemlerim kadınların düşündüğüm kadar kapalı olmadıkları yönündeydi. Başlardaki şal kafanın ancak yarısını kapatıyordu, çarşaflı yok denecek kadar azdı. Tebriz’de durum biraz daha ağırlaştı. Duyduğum kadarı ile henüz gitmediğim bazı kentlerde işler çok daha kötüleşiyormuş. “Ahlak polisleri” adıyla bilinen güvenlik görevlileri çok daha sertmiş.

Kadın ne yazık ki ikinci sınıf insan. Restoranlarda servis ilk önce erkeklerden başlıyor. Otobüslerin önlerinde erkekler, arkalarında kadınlar oturuyor. Kadınların yüzlerine hep bir tedirginlik hali hakim gibi geldi bana. Özgürlük elden alınmış, dar bir konfor alanı bırakılmış. O bölgede yaşıyorsun.

Evlilik sırasında gelinin doğum tarihine bakılıyor. Diyelim ki kızımız 1370 doğumlu (güneş takvimi kullanılıyor). Evlilik başında damada 1370 cumhuriyet altını değerinde bir senet imzalatıyorlar. Eğer olurda bir gün boşanma durumu olursa erkek kadına bu senetteki miktarı ödemek zorunda. Ciddi bir maliyet (fotoğraf internetten alınmıştır).

İran’da “mute” denilen bir “şey” var. Halk buna “sika” diyor. Erkekler genelde dul kadınlarla 1 günlük, 1 haftalık veya 1 aylık süre boyunca evli kalıyor. İmam, içinde erkeğin ve kadının adı olan bir dua yazıyor. Duayı okuyunca evlenmiş oluyorsun. Bu evliliğin ne için yapıldığını artık tahmin etmişsinizdir diye düşünüyorum. İlk, dilim varmadığından “şey” dedim. Dayanamayıp söyleyeceğim; imamdan bir tür pezevenk olduğunu görmemiştim. Bir yaşıma daha girdim (fotoğraf internetten alınmıştır).

Tebriz’deyim. Doğu Azerbeycan eyaletinin başkenti oluyor burası. Fotoğraftaki Mavi Cami (İranlılar işlemelerdeki renkler nedeniyle Gök Cami de diyorlar). Cami dışı ve içi ciddi oranda hasar almış. İran da bizim gibi bir deprem ülkesi. Yaklaşık yüz yıl kadar önce 8 şiddetinde olduğu söylenen bir deprem, Tebriz başta olmak üzere bir çok şehri yerle bir etmiş. Günümüzde sık sık 5 şiddetinde depremler oluyormuş. Bu cami de sözünü ettiğim depremlerden etkilenmiş. Tebriz, İpek Yolu üzerinde bulunduğundan cami ve etrafındaki hanlar/kervansaraylar geçmişte yoğun olarak kullanılıyormuş.

Sıra geldi alışverişe. Tebriz’de dünyanın en büyük kapalı çarşısı bulunuyor. İçinde 7.000’den fazla dükkan, 24 kervansaray barındırıyor. Belli bölgelerde renkli mozaikler kullanılmış. Hem görsel olarak güzel dursun hem de böcekler renklerden korkup kaçsınlar diye. Dükkanlar aynı bizde olduğu gibi sattıkları mala göre çarşı içinde konumlanmışlar. Çarşı, köylerden alışverişe gelenlerin de etkisiyle özellikle haftabaşı ve haftasonu çok kalabalık oluyor. Çarşıda dolanırken bir çok kişi “Ya Allah” diyor. Yoldan çekilin veya hızlı yürüyün anlamında kullanılıyormuş.

İran’dan ne alınır dendiğinde akla gelecek ilk cevap halı olur heralde. Özellikle Tebriz halıları çok meşhur. Heriz köylerinde yapılanlar absürd fiyatlara satılıyor. Bu el işi halı 2.500tl civarında.

Mesela bu makine halısıymış. 850tl dediler. Yukarıdaki iki örnek tablo boyutunda ufak halılar. Daha büyükleri ve el yapımı kalitelileri 15bin Türk Lirasına kadar çıkabiliyor. “Yok, ben illa ipek halı alacağım” derseniz fiyatlar daha da artıyor tabi.

Bunların burada ne işi var diyenleri duyuyorum. Oshin isimli bir Japon dizisinin kahramanları. Dizide çok fakir bir ailenin hayatı anlatılıyor. Tanokura isimli ev reisi, ailesini geçindirebilmek için yurt dışından getirdiği ikinci el mallara çeki düzen verip bunları yurt içinde satıyor. Ambargonun da etkisiyle İran’da da benzer bir durum yaşanıyor. Yurt dışından gelen elektronik başta olmak üzere her nevi ikinci el mal İran’da satılmakta. Büyük bir sektör olmuş. Bu tür mallara Tanokura diyor İranlılar 🙂 (fotoğraf internetten alınmıştır).

Benden şimdilik bu kadar. İran’la ilk tanışmam hiç fena değildi. İnsanlarına hayran kaldım. Arayı uzatmadan yeniden gitmeyi düşünüyorum. Transasya güzel bir macera olabilir. Bakalım…