Yazılar

Nepal Video Kolaj

Nepal gezisi sırasında çektiğim videolardan bazılarına aşağıda yer verdim:

Annapurna Yolunda

Aslında Nepal’e gitme amacım kenti ve köyleri gezerek bol bol fotoğraf çekmekti. Bu trekking işi hesapta yoktu. Bir arkadaşım oralara kadar gitmişken Poon Hill’e tırmanıp güneşin doğuşunu izlemelisin dediğinde olayların seyri değişmeye başladı. Poon Hill turu 4 veya 5 günlük bir yürüyüş rotası. Genelde guide (rehber) veya porter (taşıyıcı) ile yapılıyor. Bölgeyi araştırdıkça bunu tek başıma yapabileceğimi düşünmeye başladım. Hatta bununla da kalmadım turu Annapurna eteklerine kadar uzattım. Aşağıda bu tur hakkında kısa bir günce yer alıyor. Tüm fotoğraflar cep telefonu ile çekildiğinden bazılarında kalite bir hayli düşük. Yine de genel durumu gösterir diye düşünüyorum.

Tur hesabıma göre 9 gün civarında sürecek. Tahmini rotama yukarıda yer veriyorum. Genelde tırmanış ağırlıklı olacağından ve kendi yükümü kendim taşıyacağımdan, kondisyondan bihaber vücudumu İstanbul’dayken spor salonuna attım. 1 ay elden geldiğince güç ve dayanıklılık kazanmaya çalıştım. Oldu mu bilmiyorum? Göreceğiz…

Trekking alanına elinizi kolunuzu sallayarak giremiyorsunuz. Bazı izinler almak lazım. Kathmandu veya Pokhara’daki ilgili bürolara giderek toplam 4 fotoğraf, sağlık sigortası kopyası, doldurulmuş başvuru formları ve toplamda 4.400 Rs (rupi) karşılığında yukarıdaki giriş kartını ve izin belgesini alabilmektesiniz. Gideceğiniz bölgeye göre tutar değişmekte. Aldığınız belgeleri trekking başlangıç alanında TIM bürolarına göstermeniz gerekiyor. Yol boyunca bazı kontrol noktaları var, belgelere yeniden bakılıyor, kaşe vuruluyor.

Geldik yolculuk hazırlıklarına. Sırt çantasının olabildiğince hafif hazırlanması lazım. Ve fakat alçaklarda hava çok sıcak yükseklerde soğuk olduğundan alınacak eşya sayısı artıyor ne yazık ki. Bir de eşek ölüsü kameram nedeniyle yolculuk öncesi son gece “bu çanta nasıl taşınacak” diye kara kara düşünmeye başladım. “Olmadı geri dönerim” dedim, yola çıktım.

1. Gün – Birethanti (1.025m) > Ulleri (2.010m): Aslında yürüyüşe önceki köy olan Nayapul’dan da başlanabilir. Pokhara’da anlaştığım taksi “seni Birethanti’ye kadar götürürüm” dediğinden sesimi çıkarmıyorum. Pokhara’dan 55km yol 2,5 saatte geçiliyor arabayla. Yolun son bölümleri inanılmaz. Devamlı zıplayarak yol alıyorsun. Neyseki geliyoruz başlangıç noktasına. İzin belgelerini büroda onaylatıp, çantayı sırtlanıp yürüyüşe başlıyorum. Çanta o kadar da ağır gelmiyor nedense. Yol, uzunca bir süre nehir kenarından devam ediyor. Manzara harika (video). Bol bol fotoğraf çekiyorum. Erken saatler olduğundan etrafta fazlaca insan yok.

Yolun ikinci kısmında ünlü azap merdivenleri (video) başlıyor 😥. Öndeki gruplara yetişmeye başlıyorum. Fakat acele etmemek lazım. Bu tür yürüyüşlerde önemli olan kendi temponu korumak, gaza gelip çok hızlı gitmek gücün hemen tükenmesine neden oluyor. Dili dışarda geri dönmemek için kendime hakim olmaya çalıyorum.

Sanırım 3 saat kadar merdiven tırmandım. Son yarım saate vücudumda terlememiş gözenek kalmamıştı. Üstümdeki herşey terden sırılsıklam. Çantanın dengesini iyi kurmam lazım, ağırlığın 2/3’ü bel aracılığı ile bacaklarda, gerisi omuzlarda olmalı. Tam tersi olursa ilk günden pert olmak istemiyorum. Ama Ulleri ileride gözüktü. Ha gayret!

Veeeee sonunda vardım. Gözüme hoş gelen ilk lodge’da (pansiyon diye çevirelim) yer yok. İkincisinde yer buluyor ve kendimi odaya atıyorum. Özetle, köylüler evlerini gelip geçen turistlerin günübirlik kalacağı şekilde organize etmişler. Odada biraz soluklandıktan sonra doğruca duş. Daha yukarılarda bu lüks olmayacak veya olsa bile çok pahalı olacak, keyfini çıkarmak lazım 🤤.

İlk gece Çinli ve İngiliz karışımı pansiyon konukları ile yemek salonunda muhabbet ederek geçiyor. Geceleri hava soğuk, dışarıdan sık sık yağmur sesleri geliyor. Günün yorgunluğu nedeniyle feneri erken söndürüyorum, 22:00 gibi yataktayım.

2. Gün – Ulleri (2.010m) > Ghorepani (2.570m)

Sabah 5 gibi ayaktayım. Daha uyanan yok. Hava soğuk. Fakat dışarıda bir sürpriz var. Annapurna, uzaklarda bulutların arasından göz kırpıyor. Bunun verdiği gazla kahvaltımı erkenden edip, konuklarla vedalaşıp, 7 gibi yola koyuluyorum. Çok değil 5 gün sonra dibinde olacağım. Bugün biraz daha yaklaşayım.

Bugünkü yürüyüş 4 saat civarında sürüyor. Dünkü kadar zorlandığımı söyleyemem. Parkurda çıkış kadar inişte var. Nadir de olsa ara ara düzlük kısımlara bile rastlıyorsunuz. Daha iyisi çoğunlukla ağaçlar altında hafif meltem eşliğinde yürümektesiniz. Yükseklerde güneş fazlasıyla dayanılmaz oluyor keza, özellikle öğle saatlerinde.

Öğleye doğru Ghorepani’ye ulaşıyorum. Yaklaşık 20 binadan oluşan şirin bir yer. Hemen köy içinde mini bir tur atıp gözüme en hoş gelen lodge’a dalıp yer soruyorum. Varmış. Odayı görüp beğeniyor ve tutuyorum. Burası dünkü yere göre daha güzel duruyor ve yemekleri harika 😋

Lodge’larda şarj, su, internet ve sıcak duş paralı. Aradığınız hemen her şeyi bulmak ve almak mümkün. Fakat önemli bir ayrıntı var; siz yükseldikçe bunların fiyatları da artıyor. Gerçi halkın ne çile ile malları buraya taşıdığını görünce verilen para az bile denilebilir.

3. Gün – Ghorepani (2.570m) > Tadapani (2.680m)

Sabah 04:00’te kalkarak güne başlıyorum. Bugün Poon Hill’e tırmanıp güneşin doğuşunu izleyeceğim. Çıkış 1 saate yakın sürüyor, devamlı merdiven tırmanıyorum. Güne daha eziyetli başlanamazdı heralde. Hava karanlık, buz gibi, bir de karnım aç. Benim gibi bir çok yürüyüşçü kafa lambaları eşliğinde yukarı çıkıyor.

Sonunda tepeye ulaşıyorum. Neyseki hava açık, gün doğumunda dağları görebileceğiz. Zaten uzakta belli belirsiz kendilerini gösteriyorlar. Her taraf dağ. Güneş ışınları belirgin hal almaya başladığında manzara büyüleyici olmaya başlıyor (video). Daha önce Darjeeling’de ünlü Tiger Hill’de de benzer bir deneyim yaşamıştım. Açık konuşayım; Poon Hill’in yanına yaklaşamaz bile. Huşu içinde bir 45 dakika geçirip geri dönüyorum. Kahvaltı sonrası yolculuk var keza.

Tadapani’ye yolculuk 45 dakikalık keskin bir yokuşla başlıyor. Sabahtan Poon Hill yapanlar için ciddi anlamda zorlayıcı. Ama dağların büyüleyici manzaraları eşliğinde bir şekilde yolu alıyorsunuz. Sonra 2 saat iniş ve 2 saat çıkış sizi bekliyor. Tadapani’ye geldiğimde neredeyse tüm enerjimi bitirmiştim. İlk 3 lodge’da yer yok, en kötü görünümlü dördüncüsünde yer buluyorum. Kalite giderek düşüyor ama fiyatlar artıyor.

Konuklar alt katta yemek salonunda vakit öldürüyor genelde. Çünkü burada soba yanıyor. Sıcak. Yemek yeniyor, diğer yürüyüşçüler ile muhabbet ediliyor, rota planları yapılıyor, kitap okunuyor vs. Saat 8’e doğru herkes odalarına çekiliyor.

4. Gün – Tadapani (2.680m) > Sinuwa (2.340m)

Saat 6’da harika bir gün doğumuna uyandım (video). Dağlar tüm görkemiyle karşımda, altlarında bulut, doğusunda ise yeni yükselmekte olan güneş var. Bolca fotoğraf çekip, kahvaltıya seğirtiyorum. Bugün yollara erken dökülüp, Sinuwa’ya erkenden varıp yer kapma derdindeyim.

Saat 7 gibi yola düşüyorum. 1,5 saat kadar orman içinden bir iniş beni bekliyor. Etrafta kimsecikler yok. Hafif meltem eşliğinde, fonda çeşit çeşit kuş sesleri ile ilerliyorum. Dünkü yolculuk beni bir hayli yormuş, bacaklarımın bazı yerleri sızım sızım sızlıyor.

Burada her çıkış sonrasında bir inişi getiriyor. Bir dağı tırmanıyorsun, sonra aşağı iniyor, bir asma köprü geçiyor, bir başka dağı tırmanıyorsun. Bu böyle sürüp gidiyor. Köprüde insan olsun diye 15 dakika bekledim. Şansa bu Çinli grup denk geldi, bana model oldular.

Bugün olabildiğince yüksek bir tempoda 6 saat tepe indim ve çıktım (video). Amacım dediğim gibi diğer gruplardan önce Sinuwa’ya ulaşmaktı. Bunu da başardım, köy bomboş. Yanlız büyük bir sorun var. Bu ufak köydeki 3 lodge’dan hiç birinde yer yok. 1 ay öncesinden yerler ayırtılmış. 1,5 saat uzaktaki diğer köye tırmanmamı, şansım varsa yer bulabileceğimi söylüyorlar. Yorgunluktan bitik durumdayım. Bir lodge sahibine uzun süre ısrar etmenin sonucunu alıyorum. Bir barakada onlarla yatacağım. Kilidi olmayan soğuk, küçücük odaya geçip dinleniyorum. Her tarafım ağrı içinde. Sanırım bugün en zorlandığım gün oldu. Saat 14:00’den sonra yağmur başlıyor ve aralıksız devam ediyor.

5. Gün – Sinuwa (2.340m) > Deurali (3.200m)

Tüm yorgunluğun üstüne buzzzzz gibi berbat bir gece geçirdim. Uyuduğum baraka dışarısı ile aynı derecede. Pencere kapanmıyor, bir karış boşluk var. Zaten duvar niyetine kullanılan tenekeler delik içinde. İçlik, üstüne tişort, üstüne polar, üstüne iki battaniye ama hala donuyorum. Gece bu yüzden uyur uyanık, kötü geçiyor. Neyse böyle bir deneyim de yaşamış olduk.

05:45’te uyanıp, hızlı bir kahvaltı sonrası yola koyuluyorum (video). İlk 2-3 saat çok zorlayıcı değil. Orman içinden yol alınıyor. Dovan (2.505m) sonrası çıkış başlıyor. 2 saat kadar tırmandıktan sonra Deurali’ye varıyorsunuz. Özetle yoruluyorum ama dünkü kadar değil.

Buradaki lodgelarda yine yer yok. Bir lodge sahibi, kabul edersem yemek salonunda yatabileceğimi söylüyor. Mecburen kabul ediyorum. Zaman ilerledikçe bu yolu seçen yürüyüşçü sayısı artıyor. 2 Alman, 4 Koreli, 3 İtalyan, 1 Bangledeş’li (üst fotoğraftaki) ile beraber yatacağız. Yerler doldu. Bir çok kişi gelip, yer sorup, eli boş dönüyor. Umarım açıkta kalan olmaz. Hava iyi değil keza. Bir saat önce kuvvetli bir rüzgar vardı, sonra orta şiddette dolu yağdı, şimdiyse kuvvetli yağmur yağıyor.

Yemek olarak yükseklerde sıkıntı çekilmiyor. Lodge’larda oldukça zengin bir menü bulunuyor. Her ne kadar kente nazaran fiyatları biraz yüksek olsa da, tatları hiç fena değil. Ben çok riske girmemek adına sabahları yumurta, bal ve tost ekmeği, öğlenlerde sarımsak çorbası (yükseklik hastalığı karşısında birebir), akşamları spagetti veya dalbhat (Nepal’in milli yiyeceği) tercih ettim. Gelenlerin isterlerse yanlarına gıda takviyesi alması faydalı olabilir. Yanımda Supradyn efervesan tablet getirdim ve olabildiğince kullandım.

6. Gün – Deurali (3.200m) > Machapuchre Base Camp MBC (3.700m) > Annapurna Base Camp ABC (4.130m)

Saat 6’da yemek salonunun ışıkları yanıyor. Herkes uyanıyor. Dışarısı -5 derece. Neyseki gece sıcak geçti. Bir önceki gecenin acısını da çıkararak deliksiz uyudum. Büyük gün geldi çattı. Tüm konuklar bir telaş içinde hazırlanıyor. Herkes kamplara biran önce ulaşma hevesinde. Ben de bunlardan biriyim tabiki 😃

Saat 7’de yola koyuluyorum. 2 saat kadar sürecek bir tırmanış beni bekliyor. Fakat önceki günler kadar korkutucu eğimde değil. Manzara bir harika. Keyifli keyifli, bol bol fotoğraf çekerek yol alıyorum (video). Uzaklardan Annapurna 1 bana göz kırpıyor.

Saat 09:30 gibi MBC’ye varıyorum. İlk yer sorduğum lodge sahibi “3 kişilik odam var, başkaları ile paylaşırsan kalabilirsin” diyor. Baraka ve yemek salonunda yatmaktan bıkmış olan ben, “tamam” diyorum. Bu sırada Tadapani’de tanıştığım bir Alman, rehberi ile birlikte lodge’a ulaşıyor. Oda arkadaşım oluyorlar. Eşyalarımızı odaya bırakıp ABC’ye doğru yola çıkıyoruz.

Machapuchre (6.997m) inanılmaz fotografik (video). Bulutlar ile birlikte harika poz veriyor ve ulaşılmaz duruyor. Ulaşılmaz olması doğruymuş bu arada. Daha zirvesine çıkan olmamış. 1950’lerde İngiliz dağcılar zirveye 50m kalana kadar yanaşmış, zirveye ayak basmama yönünde verdikleri söz nedeniyle geri dönmüşler. Şimdilerde ise bu dağa tırmanış denemelerine izin verilmiyor. Yerliler kendisine “kutsal dağ” diye hitap ediyor.

MBC’den 1,5 saat kadar daha tırmanıp ABC’ye ulaşıyoruz. Sis çökmeye başlamış bile. Klasik “i was here” fotoğraflarımızı çekilip biraz daha yukarılara yöneliyoruz. Her taraf 7.000’lik 8.000’lik dağlarla çevrili. İnsan kendini çok küçük ve güçsüz hissediyor. Devler saygıyı fazlasıyla hakediyor. Annapurna’ya (7.220m) dağların tanrıçası adını vermiş buradakiler. Bana da çok kadınsı geldi görünüşü nedense.

Yukarıdan buzul bölgesine bakıyoruz (video). Eskiden yüksekliği çok daha fazlaymış, iklim değişikliği nedeniyle önemli bir kısmı erimiş. Üste toprak ve taş parçaları altta ise buzul kısım bulunuyor. Aşağı inişe izin yok. Buz kütlelerinin kırılma sesleri kulaklarımıza kadar geliyor. İnanılmaz kuvvetli ve yoğun bir ses. Fondaysa Annapurna 1 (8.091m) bütün ihtişamıyla “ben buradayım” diyor.

Buraya her ulaşan, bir kayanın üstüne başarı ile yolculuğu bitirdiği için bir taş koyuyor. Zamanla üst üste dizilen bu taşlar mini bir kule oluveriyor. Ben de ufak bir tane ekliyorum ✌️

Bir şeyler atıştırıp bu akşam konaklayacağımız yere doğru dönüyoruz. Sis nedeniyle ABC’de göz gözü görmüyor keza. Yoldayken doluya tutuluyoruz. Lodge’a vardığımızda yoğun kar yağışı başlıyor (video). Hava her zamanki gibi buz gibi. Çatıdan sarkan buzlara dikkat. Bu yolculukta yaptığım tek hata ortalama hava durumunu 10 derece almak ve ona göre kıyafet getirmek oldu. Oysa 5 ila -10 derece arasında değişiyor sıcaklık yukarılarda.

Efendim bir maceranın daha sonuna geldik 😂. Ben bir süre daha buralardayım (video). İniş 3 gün sürecek, sonrasında Pokhara ve Kathmandu’da az biraz daha vakit geçirip, 28 derece olan havanın keyfini çıkarıp, bol bol duş alıp (4 gündür bu vücuda su değmedi), Türkiye’ye döneceğim. Sağlıcakla kalın 👋

Pokhara’da Olmak

Ufak bir ülkede bile olsanız büyük şehir bir noktadan sonra dayanılmaz hale geliyor. Kathmandu’dan kaçış için en güzel lokasyon Pokhara bence. Kathmandu’ya 200 km uzaklıkta şirin bir göl şehri. Yakın gibi gözükse de 9 saatte ancak gidebiliyorsunuz. Nepal’de yol durumları malum (kapak görseli internetten alınmıştır).

Yol, trafiği saymazsanız oldukça keyifli aslında, gürül gürül akan Trisulo nehrine ve prinç tarlalarına baka baka yol alıyorsunuz. 25 dolar vererek bir turist otobüsü seçmenin bunda etkisi var tabi. Halk otobüsleri kalabalık, havasız ve pek konforlu değil. Pahalı bir diğer seçenek ise uçak.

Şehre varınca hemen otele geçiyorum. Odamın kilidi yukarıdaki gibi. Pokhara ve Annapurna yürüyüş rotasında kaldığım her yerde buna benzer kilit kullanıyor. Buradakiler güvenliğe farklı bir soluk getirmişler 😃

Göl kıyısında harika bir manzara beni bekliyor. Phewa Gölü kentin kalbi adeta. Uzunca bir kıyı şeridi var. Hemen ilk turumu atıyorum. Burada neredeyse Nepalli sayısı kadar turist var, özellikle Çin Pokhara’yı işgal etti deseler inanırsınız. Bunun ana nedenlerinden biri dünyadaki en popüler trekking rotalarının bulunduğu Annapurna bölgesine çok yakın olması. Benzer bir maceraya ben de atılacağım bir kaç gün sonra.

Kentte yapılacak belli başlı şeyler var. World Peace Pagoda ziyaret edilebilir örneğin (üst resimde tepenin üstünde gözüken minik beyaz kubbe). Bir kayık kiralayıp (gidiş/dönüş 1.250 Rupi) gölün karşı kıyısına geçip, 45dk tırmanış yaparak bu budist tapınağına ulaşılabilir.

Kenti yukarıdan gören gayet güzel bir manzarası var. Hava puslu olmasaydı, bulutların yerinde Himalaya dağlarının bir çoğu görülebilirdi.

Bisiklet kiralayarak göl kıyısını takip edip ufak köylerin olduğu bölgelere gidilebilir. Örneğin Pame’ye kadar uzanan, bir kısmı asfalt bir kısmı toprak güzel bir rota var. Bisikletler kalitesine göre değişse de, saati ortalama 100 Rupi’ye kiralanabiliyor. Yolca bolca börtü böcek görmektesiniz.

Veya Sarangot Tepesi’nden havalanıp paragliding yapılabilir. Yükseklik korkusu nedeniyle bana böyle şeyler pek gelmiyor. Aşağıdan yukarıyı izlemek en güzeli (görsel internetten alınmıştır). Bu tepe güneşin doğuşunu izlemek için gidilen popüler noktalardan biri ayrıca.

Zenginlik işte. Başka markaya yapamıyorum 😂

Akşam üzeri sahil bölgesi daha bir hareketleniyor. Envai çeşit yiyecek ve ıvır zıvır satan satıcılar fonda olacak şekilde keyifli bir göl kenarı yürüyüşü yapılabilir. Sivrisineklere dikkat yanlızca, adamı kevgire çeviriyorlar.

Buranın sahili bizim memlekettekiler gibi değil. Bir çok boş arsa var. Buradan Karadenizli müteahhit kardeşlerime seslenmek istiyorum. Atıl kapasiteyi değerlendirelim. Şaka bir yana bu boşluklar çocuklar tarafında uçurtma veya futbol oynamak için kullanılıyor. Abileri de bir kenarda voleybol maçı yapıyorlar.

Çok turistik bir bölge olduğundan dünya mutfağından aklınıza ne gelirse bulabilirsiniz burada. Yolculuk öncesi yaptığım araştırmada uzun yıllar Bodrum’da çalışmış, Coşkun ismini almış bir Nepallinin açtığı “Merhaba” isminde bir Türk restoranı olduğunu öğrenmiştim. Ne yazık ki yakınlarda kapanmış 😞. Bunun yerine tavsiye üzerine deneyip bağımlısı olduğum sandviççide (salami favorimdir) yemek sorununu çözüyorum. Bana uyan bir diğer seçenek ise KFC.

Her ne kadar yukarıda kısaca değinsem de Greenline isimli firmanın turistik otobüsü ile öğle yemeği dahil olacak şekilde 25USD’ye Pokhara’ya vardım. Çok daha ucuz seçenekler olduğunu da ekleyeyim. Örneğin Benchmark ile Katmandu’ya dönüşü yaptım. Kalite bir iki tık daha düşüyor ama sadece 8USD ödüyorsunuz. Yukarıda şimdiye kadar gördüğüm en güzel gar manzarısına sahip Pokhara garından bir görüntü var.

Durbar Meydanı

Kathmandu’nun en önemli meydanı burası. Yaşayan tanrıça Kumari’nin evi, kralın sarayı ve onlarca tapınak bulunuyor içinde.

Meydana giriş 1.000 Rupi (yaklaşık 9USD). Bu meydanı benim gibi çokca ziyaret edecekseniz her defasında bu rakamı ödememek için bilet gişesinin biraz ilerisinde yer alan turizm ofisine pasaportunuz ve iki resminizle birlikte başvurabiliyor, vize bitimine kadar geçerli olacak bir ziyaretçi geçiş kartı alabiliyorsunuz. Meydanı dolanalım bakalım…

Kumari’den başlayayım ilk önce, hikayesini anlatayım. Saltanatlığı 1700’lü yıllara dayanan Kral Malla kumara düşkünlüğü ile bilinirmiş. Oyundaki en önemli rakibi Kathmandu’nun koruyucu tanrıçası Taleju’ymuş. Kralın tanrıçayı görmesi ve dokunması yasakmış. Bir tül arasından oyunlarını oynarlarmış. Bir gün atılan zarı almaya uzanan tanrıçanın eline dikkat etmiş kral. Gördüğü en güzel elmiş bu, dayanamamış dokunmuş. Taleju deliye dönmüş, bir daha dönmemek üzere gitmeye karar vermiş. Kralın yalvarmaları sonucunda bir kız çocuğu kılığında dünyaya geleceğini söylemiş ve gitmiş. O gün bugündür Kumari adı verilen kız çocuğu yaşayan tanrıça olarak seçiliyor.

Seçim işlemi bir dizi test sonucunda yapılıyor. Newar kuyumcular kastı tarafından yapılan bu seçimde, ufak kız çocukları yüz şekli, sesi, boyu gibi 32 kademeli bir fiziksel incelemeye tabi tutuluyor. Tespit edilen aday karanlık bir odada ürkütücü maskeler giymiş, korkutucu sesler çıkaran insanlar arasına alınıyor. Bu sırada yerde kesik hayvan başları olduğunu da ekleyeyim. Minik kız bunlardan korkmaz ise Kumari seçiliyor. Yaşayan tanrıçalık adet gördüğü güne kadar sürüyor. Ve yukarıda resmini gördüğünüz evde ayağı yere değmeden yaşamak durumunda kalıyor. Duyduğuma göre eğitimi ve gelecekte eş bulması ile ilgili sorunlar son zamanlarda ortadan kalkmış.

Her gün saat 16:00’da üstteki pencerelerin birinden halka görünüyor. Bu sırada resim çekmek yasak. Yılda sadece bir kaç kez bu evden çıkabiliyor. Örneğin yarın Indra Jatra festivali nedeniyle dışarıda olacak. Ben kentte olmayacağımdan göremeyeceğim. Bugün bu pencerenin altında kalabalıkça bir grupla tanrıçayı bekledim. Yarınki festival nedeniyle kendini göstermeyeceği söylendi. Türkiye’de olsa infial çıkardı, buradaysa sessizce dağıldık 🤫

Eski kralın yaşadığı saraya geldi sıra. 2001 yılında kral Birendra tüm ailesi ile birlikte bu sarayda katledildi. Sevdiği kadınla evlenmesine izin verilmediği için cinnet geçiren prensin bunu yaptığı iddia edildi. Kralın küçük kardeşi Gyanendra tahta çıktı. Eski kral Amerikan ve Hint yayılmacılığı karşısında bağımsız bir Nepal yaratma çabasındaydı. Yeni kral ise tam tersi. Ülkenin rejiminin artık cumhuriyet olduğunu eklemem gerek.

Meydandaki önemli bir çok tapınak deprem nedeniyle artık yerinde değil. Kalanlar içerisinde en dikkate değer olanlardan biri Şiva ve Parvati Tapınağı. Şiva yıkımın ve değişimin tanrısı. Rengi mavi ve taşıyıcı hayvanı bir inek. Bir gün yokedici gücünü elinden almak için ona bir zehir içirirler. Bu farkedilir ve zehri içen Şiva’nın yutmasın diye boğazı sıkılır. Zehri yutmaz, fakat güçlü tesiri nedeniyle mavi renge döner. Kendisini kurtaran ise karısı Parvati’dir.

Kızdığında ortalığı yerle bir eden dansına başlayan Şiva’yı kendi dansıyla sakinleştiren de Parvati’dir hep (yukarıdaki fotoğraf Şiva’nın en yıkıcı görünümü olan Bharab’ı göstermektedir). Şiva bir gün bir yolculuğa çıkar, 18 yıl sonra geri döndüğünde karısı Parvati’yi yatağında bir erkek ile bulur. Kılıcını çeker adamın kafasını uçurur. Fakat bu kişi, Şiva uzakta iken dünyaya gelen oğlu Ganeş’tir. Parvati oğlunun yeniden yaşama döndürülmesini ister. Şiva önüne ilk gelen canlının kafasını koparıp oğlunu yeni başı ile canlandırır. Oradan geçmekte olan canlı ise fildir. Bu nedenle Ganeş fil kafalı olmuştur. İronik şekilde taşıyıcı hayvanı bir faredir 🙂

Kathmandu’da Avarelik

Derler ki eskiden burada büyük bir göl, gölde bir ada, adada da bir tapınak varmış. Yüce Manjushri (Budist düşünce sisteminde kendisini tüm canlıların Budhalığa ulaşmasına yardımcı olmaya adayan kişi) büyülü kılıcı ile dağları yarmış (Çobar Geçidi) ve gölün suyunu boşaltmış. Ortaya çıkan topraklara insanlar yerleşmiş, üç kent doğmuş; Kathmandu, Bakhtapur ve Patan (veya Lalitpur). Ada artık bir tepe halini almış. Tapınaksa bugün bu tepenin üstünde yer alan Maymunlar Tapınağı olarak bilinen Swayambunath olmuş (cover foto internetten alınmıştır).

Özcan Yurdalan “Sagarmatha Eteklerinde” isimli kitabında şöyle diyor: “Hayattaki değişmez doğrularıyla mesut yaşayanların değil, gitmenin değişmek olduğunu bilenlerin kentidir Kathmandu. Oraya varılır ve yaşanır, sonra geçip gidilir. Bir duraktır, son durak değil ama, derin bir soluk alma yeri.” İşte ben de aynen böyle yapacağım; biraz soluk alıp, geçip gideceğim buradan 🙂

Uçak yolculuğu yaklaşık 6.5 saat sürdü. Daha önceki gelişlerimde Doha üzerinden aktarma yaptığımdan bünye buna alışmış sanırım. Tek oturumlu yolculuk beni biraz “leyla” haline getirdi. Havaalanında Ncell’den bir telefon hattı ve 16GB’lik bir internet paketi aldım. Yaklaşık 100TL maliyeti oldu. Kalacağım otel ile daha önce bağlantıya geçip; “sizde 8 gün kalacağım, artık ücretsiz beni havaalanından almaya birini gönderirsiniz” yüzsüzlüğü sonuç verdi. İki genç göndermişler. Minicik bir minibüse sığıştık, otele yol aldık.

Otelim Thamel diye bilinen Kathmandu’nun en yoğun, en turistik, en kalabalık bölgesinde. Merkezi bir yer olduğundan her yere yakın sayılan bir nokta. Daha önce bu otelde konaklamış bir arkadaşımın tavsiyesi ile buradan yer ayırttım. Yukarıdaki harika oda manzarasını saymazsak (!) fiyat – performans olarak gayet tatmin edici bir yer. Eşyaları odaya bırakıp, hemen kahvaltıya seğirtiyorum.

Az biraz dinlenip kendimi sokaklara vuruyorum. Çoğu yer, dükkan yerli yerinde. Sokaklar kalabalık. Her yerden korna sesleri geliyor, motosikletler sağınızdan solunuzdan becerikli hamlelerle geçiyorlar. Havada tütsü ve egzoz kokusunun karışımı olan bir garip çeşni var. Ve peşinizde size bir şeyler satmaya çalışan satıcılar.

İstanbul Elektrik İdaresi’ne selam olsun! Bu çalışmada emeği geçen tüm Nepalli kardeşlerimi alınlarından öpüyorum 🙂

Nepal’de Nisan 2015’te 7.8 şiddetinde büyük bir deprem oldu. 9 bin kişinin öldüğü, 800 bin evin hasar aldığı, 3 milyon kişinin evsiz kaldığı bu depremde bir çok tarihi tapınak yerle bir oldu. Unesco Dünya Mirası listesindeki 7 bölgeden 4’ü depremden ciddi şekilde etkilendi. Nepal fakir bir ülke, kendi başlarına bu afetten çıkabilecek güçleri yoktu. Neyseki bir çok ülke yardıma koştu. Yeniden yapılanma için kurulan fona 4 milyar dolar bağış yapıldı.

Ne yazık ki bu paranın çok az bir kısmı kullanılabildi. Yozlaşmış politikacılar paranın büyük kısmını hortumladılar. Bunun üzerine yardımda bulunan ülkeler Nepal’i bölgelere böldüler. Herkes sorumluluk alanındaki yerlere adamlarını ve malzemelerini yollayarak doğrudan, aracı olmaksızın yardımda bulundular. Bu süreç halen devam ediyor. Yukarıda Çin sorumluluğundaki bir tapınak inşası hakkında bilgilendirme afişi yer alıyor. Eskiden gördüğüm bir çok tapınak kalıntıları ile yeniden inşaayı beklemekte 🙁

Nepal’de yemek benim için her zaman sorun olmuştur. Ne zaman gitsem 3-5 kilo verir dönerim. Ama bu defa hazırlıklıyım; Lonely Planet’teki onlarca restoran arasından kendime derleme yaptım. İlk geceki sonuç şudur; et mükemmeldi! Türkiye ile yarışabilir. Bir de İtalyan pizzacısı keşfettim. Benim sırtım yere gelmez artık 😃. Buradaki yemek kültürü biraz farklı. Olaya bizim gibi keyif amaçlı değil, doyma amaçlı bakıyorlar. Genelde iki öğün yeniyor. Sabah saat 10:00 civari hafif yollu, akşam da genelde DalBhat dedikleri pilav üstüne mercimek çorbası benzeri bir şey ve tavuk parçalarından oluşan yemek yenmekte. Bunu hemen hemen her gün yapıyorlar. Bir de büyük mantıya benzeyen Momo en bilinen yemeklerinden biri.

Daha önce söylediğim gibi neredeyse her caddede bir tapınak var. Tapınak dışında halkın çeşitli anlamlar yüklediği ilginç şeylere denk gelebiliyorsunuz. Örneğin üstteki resimde halkın diş kütüğü dediği bir “şey” görmektesiniz. Dişi ağrıyanlar buraya geliyor. Kütüğe bir bozukluk çakarlarsa ağrının geçeceğine inanıyorlar.

Biraz da trafikten bahsedelim. Tam bir kaos durumu hakim. Yolunuzda güzel güzel giderken bir anda durup, yarım saat hiç kımıldamayabiliyorsunuz. Halk bunu gayet doğal karşılıyor, burada aceleye yer yok. Bir örnek video yükledim, dileyen göz atar: Katmandu Trafiği. Diğer sorun egzoz dumanı. Bir kaç gün şehirde takılırsanız karbondioksit zehirlenmesine yakalana bilirsiniz. Bu nedenle yerel halk da dahil bir çok kişi maske takıyor.

Karanlık basınca sokaktaki Nepallilerin sayısı azalıyor. Erken uyuyan bir halk, 22:00-23:00 gibi yatıyorlar genelde. Geceler özellikle Thamel’de turistlere ait. Yemek ve eğlence için kendilerini dışarı atıyorlar. Bir çok bar var etrafta. Bardan kasıt apartman dairesinin dönüştürülmüş hali. Yerel gruplar, ağırlıklı “cover” olmak üzere canlı müzik yapıyor. Reggae ve Bob Marley çok seviliyor gördüğüm kadarıyla. Hemen hemen her gece bir barda reggae gecesi var. Eğlence, maksimum 23:00 gibi son buluyor sokaklar daha bir sessizleşiyor. Bu saatten sonra dışarıdaysanız peşine size ot (?) satmaya çalışan tipler takılabilir. Onun dışında bir zararları olmaz, merak etmeyin.

Benzin istasyonları önünde uzun araç ve motorsiklet kuyrukları var. Her taksi benzin tedariki konusunda sıkıntı yaşadıklarını söyleyip, suçlu olarak hükümeti gösteriyor. Trafikte bozulan ve benzini biten araçları sürücüsü ile birlikte polislerin ittiğini görebilirsiniz çokca. Bir çekici olmadığından yanlış yere park eden motorları polis tut-kaldır yöntemi ile bir kamyonun arkasına sıralıyor. Burada zaman sanki 50-60 yıl geriden geliyor gibi.

Biraz da alışveriş yapalım değil mi? Thamel tam bir cennet bu konuda. Outdoor malzemeleri, takı dükkanları, hediyelik eşya satıcıları, kuyumcular ne ararsanız var. Outdoor ürünlerinin tamamı taklit. Değer kaybeden paramız nedeniyle eskisi gibi olmasa da halen ucuz olduğu söylenebilir. Nepalli kadınlara destek amacıyla oluşturulan Woven’e, özgün tişort tasarımlarını beğendiğim Thamel’deki Mero Chitra ve Durbar Square yakınlarındaki Station’a bakmanızı öneririm.

Katmandu’da yapılacak/yazılacak çok şey olsa da dönüş vakti geldi çattı. Uçağım 07:30’da kalkacak, saat 05:00’de Tribhuvan’a Havaalanına geldiğimde henüz açılmadığını öğreniyorum. Daha erkenmiş 😃 Diğer yolcular ile bekleme halindeyiz. İçeri girdiğinizdeyse tam bir prosedür çılgınlığı sizi bekliyor. Açıklama yapmayacağım. Sürpriz olsun.