Yazılar

Büyük Karadeniz Turu

7:30 saatlik keyifli bir yolculuk sonunda Sinop’tayız. Bana en yüksek komisyonu veren otele giriş yaptıktan sonra 😂 soluğu İnceburun’da alıyoruz.

Her zaman olduğu gibi havada bulut yok. Keşif yapılarak, gün doğumu/batımı sırasında yeniden gelinmek üzere olay mahalli terk ediliyor.

İkinci gün direksiyon Erfelek Şelalesi’ne kırılıyor. Yol üstünde Karasu Barajı fotoğraflanıyor. Araçla barajın üstüne çıkılabilmekte. Fakat aracınız su altında kalırsa sorumluluk kabul etmiyorum. Taleplerinizi DSİ’ye yönlendirirsiniz 😃

Erfelek’te 28 şelale varmış. Sanırım bir karış olanları da sayarak bu rakama ulaşmışlar. Öğle saatleri çok kalabalık olduğundan doğru düzgün uzun pozlama yapamadan dönüşe geçiyoruz.

Yorgunluk atılmak üzere Karakum Plajı’na uğruyoruz. Denizde neredeyse hiç tuz yok.

Bitti mi? Bitmedi. İnceburun’a günbatımında şansımızı bir kez daha denemek için yola koyuluyoruz. Kaçak olarak, çitlerin altından sürünerek bir araziye dalıyorum. Sonuç; “eh işte”.

Sonraki günümüz yolculuk yapmakla geçiyor. Sinop’tan Ordu’ya geçeceğiz. Samsun’da pide ve Perşembe’de “uzun saçlının yerinde” çay molası veriliyor. Bizim fotoğraf turu merkezinden kaydı, gurme turu oluverdi 😋

Nusret Abimiz (uzun saçlı) kendi şahsına münhasır bir karakter. Dağ suyu ile özel harmandan közde yaptığı çay harikulade. Bel altı esprilerini saymazsak bolca güldüğümüzü söyleyebilirim. Ordu’ya giderken mümkünse uğrayın. Size gıcık kapmaz ise güzel çayından içersiniz.

2 saatlik bir yolculuk sonunda Perşembe Yaylası’na varıyoruz. Hava bulutlu, yağmur yağdı yağacak. Vakit kaybetmeden menderesleri en iyi açıdan gören tepelerden birine vuruyoruz.

Yukarıda manzara harika. Bolca çekim yapıyoruz. Bir koyun sürüsüne bekçilik eden bir kangal tarafından kovalanıp, eğlenceli dakikalar geçiriyoruz 😜

Sonraki gün yine yolculukla geçiyor. Yaklaşık 4 saatlik yol aşağıdaki türde tabelalar sayesinde güle oynaya aşılıyor.

Giresun ve Trabzon’u geçerek Rize’ye varıyor, bir barda bira eşliğinde dünya kupası finalini izliyoruz.

Ertesi gün sabah yollara düşüp Pokut Yaylası’na doğru seğirtiyoruz. Yol 2 saat kadar sürüyor ve zorlu olduğu söylenebilir. Köylüler senelerden beri en iyi yol kondüsyonunun bu yıl olduğunu söylüyor.

Yaylaya ilk vardığımızda hava kapalı ve sisli. Sonrasında biraz olsun açıyor. Biraz dolanıp acıkan karınlarımızı doyuruyoruz. Mıhlama mükemmel 😋

Bir sonraki gün 04:15 kalkılıp fotoğraf peşine düşülüyor. Hasılat fena değil. Öğle saatlerinde Gito Yaylası’na doğru yola çıkıyoruz. Bu sefer yol biraz daha darlaşsa da daha güvenli hissettiriyor.

Gito ilk gün yüzünü göstermiyor. Her taraf sis içinde. Biz de tüm günü Koçira’da laklak yaparak geçiriyoruz. Gece, kadro açılan gökyüzünden istifade edip yıldız pozluyor, bense uyuyorum 🙂

Sabah havada bulut yok. Güneş, keyifsiz keyifsiz her yeri aydınlatıyor. Bu yıl da Gito’dan eli boş dönüyorum özetle. Daha geniş çaplı gelmek lazım. Rize’ye dönüp kiralık arabayı teslim edip, Hopa’ya doğru yola çıkıyoruz.

Ertesi günkü hedefimiz Maral Şelalesi (64m). Git-gel toplam 8 saate mal oluyor. Yolun bir kısmı heyelanda çökmüş. Eski, güzel yürüyüş patikasının yerinde yeller esiyor. Engebeli bir yürüyüşe hazır olunmalı ve mayo unutulmamalı.

Ve Şavşat Laşet’teyiz. Kaldığımız bungalovun verandasından manzarının yukarıdaki gibi olduğunu söylemem yeterli sanıyorum.

Gün bitmeden dişe dokunur bir şey çıkmayacağını bile bile Karagöl’e geçiyoruz.

Koi balıkları her sene artıyor gibi. Gölün çevresinden de bir şey çıkmayınca dönüşe geçiyoruz. Azgezmiş de Laşet’te. Akşam bol bol muhabbet ediyoruz.

Bir sonraki gün Meydancık Bucağı ve Maden Köyü’ne doğru hareket ediyoruz. Şirin, sakin, ama HES’ten nasibini almış beldeler buraları.

Bolbol köy kahvesi muhabbetine maruz kaldıktan sonra Ardahan’a yöneliyoruz. Amaç, yol üzerindeki koçerleri fotoğraflamak. Hazır buralara kadar gelmişken cağ kebabı yemeden dönmek olmaz tabi.

Şavşat’a dönüş yolunda güneşin düşmesinden istifade bol bol çekim yapıyor ve turumuza noktayı koyuyoruz. Bir kaç gün Sinop’ta takılıp, yüzüp, yiyip, içip, güneş batıracağız😉